ICE Eleştirisi Sonrası Federal Ajanlar Tarafından Takip Edildiğini Söyleyen Kişi Dava Açtı
Editör Ekibi
13 Temmuz 2026 • 4 dk okuma

New York’ta yaşayan David Streever, eski ICE yöneticisine gönderdiği sert e-postadan aylar sonra İç Güvenlik Bakanlığı ajanlarının kendisini bulmaya çalıştığını belirterek dava açtı. Dava, federal makamların ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediği tartışmasını gündeme taşıdı.
ICE Eleştirisi Sonrası Dava Açıldı
New York eyaletinin Rochester kentinde yaşayan David Streever, eski ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi yöneticisine gönderdiği sert eleştiri e-postası nedeniyle federal ajanlar tarafından takip edildiğini iddia ederek dava açtı.
Dava, Bireysel Haklar ve İfade Özgürlüğü Vakfı tarafından Washington, D.C.’de federal mahkemeye taşındı. Dilekçede, Streever’ın ocak ayında gönderdiği e-postanın ABD Anayasası’nın Birinci Değişikliği kapsamında korunan ifade özgürlüğü olduğu savunuldu.
Sert E-posta Tartışmanın Merkezinde
Streever, 26 Ocak’ta dönemin ICE geçici direktörü Todd Lyons’ın resmi e-posta adresine sert ifadeler içeren üç paragraflık bir mesaj göndermişti. Mesaj, Minneapolis’te federal göçmenlik görevlilerinin iki ABD vatandaşı gözlemciyi ölümcül şekilde vurmasının ardından yazıldı.
E-postada Streever, Lyons’ı Nazi benzetmesiyle eleştirdi ve vicdan azabı çekeceğini yazdı. Mesajın konu başlığı “Sırada ne var?” anlamına gelen “What’s next” idi.
Federal Ajanlar Eve Gitti
Yaklaşık beş ay sonra, 23 Haziran’da İç Güvenlik Soruşturmaları biriminden iki federal ajan Streever’ın Rochester’daki evine gitti. Streever o sırada 7 yaşındaki kızıyla Finlandiya’da tatildeydi. Ajanlar evde Streever’ın eşine, imzalaması için bir belge bıraktı.
Belgede “Uyarı Bildirimi” ve “Federal yasayı ihlal ediyor olabilirsiniz” ifadeleri yer alıyordu. Bildirimde, federal yetkililere yönelik tehditleri suç sayan yasalara atıf yapıldı ve ICE’in Mesleki Sorumluluk Ofisi’nin Lyons’a gönderilen bir e-postayı tespit ettiği belirtildi. Bildirimde, söz konusu davranışın kaldırılması veya durdurulması istendi.
Otel Ziyareti Yeni Sorular Doğurdu
Streever ve kızı iki gün sonra New York’taki John F. Kennedy Havalimanı’na indi. O akşam kaldığı otelin resepsiyonu, İç Güvenlik Bakanlığı’ndan bir federal ajanın kendisini görmek için geldiğini ve kartvizit bıraktığını söyledi. Streever’ın eşi ajanlara hangi otelde kalacağını söylemediğini belirttiği için, federal görevlilerin onu nasıl bulduğu soruları gündeme geldi.
Streever yaptığı açıklamada, Minneapolis’teki olaylardan sonra birçok Amerikalı gibi büyük üzüntü duyduğunu ve ICE’in başındaki kişiye e-posta göndermenin tepkisini göstermenin en basit yolu olduğunu düşündüğünü söyledi. Ancak bunun federal ajanların kapısına gelmesine ve gece kaldığı otele ulaşmasına yol açacağını hiç beklemediğini belirtti.
İfade Özgürlüğü İhlali İddiası
Dava dilekçesinde, federal ajanların ve üst düzey yetkililerin Streever’ın ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiği savunuluyor. Davada İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin, bazı ICE yetkilileri ve Streever’a ulaşmaya çalışan üç federal ajan davalı olarak gösterildi.
Dilekçeye göre hükümetin eylemleri Streever’ın görüşlerini açıkça ifade etmekten çekinmesine yol açtı. Vakıf, mahkemeden Streever’ın e-postasının anayasal koruma altında olduğunun tespit edilmesini ve federal yetkililerin onun korunan ifadeleri nedeniyle tehdit, baskı veya misilleme niteliğinde başka adımlar atmasının engellenmesini istedi.
Dava ayrıca federal ajanların eleştirmenlere elden teslim ettiği “uyarı bildirimlerinin” ifade özgürlüğünü caydırabilecek nitelikte olduğunu savunuyor. Dilekçede, ICE’i eleştiren kişilere resmi uyarı belgeleri gönderilmesinin ve bunların federal ajanlar tarafından yüz yüze teslim edilmesinin eleştirmenleri susturma amacı taşıdığı ileri sürülüyor.
İç Güvenlik Bakanlığı İddiaları Reddetti
İç Güvenlik Bakanlığı ise iddiaları reddetti. Bakanlık, ICE çalışanlarına ve görevlilerine yönelik tüm güvenilir tehditlerin soruşturulduğunu belirtti. Daha sonra yapılan ek açıklamada, bakanlığın ifade özgürlüğünü bastırmaya çalıştığı iddiasının “tamamen yanlış” olduğu savunuldu.
Bakanlık açıklamasında, kolluk görevlilerinin teröristler, çete üyeleri, katiller, çocuklara yönelik cinsel suç failleri ve tecavüzcülerle mücadele ettiği belirtildi. Ayrıca ICE personeline yönelik saldırıların, araçlı saldırıların ve ölüm tehditlerinin ciddi şekilde arttığı ifade edildi. NPR ise bu istatistikleri bağımsız olarak doğrulamadığını belirtti.
Bireysel Haklar ve İfade Özgürlüğü Vakfı’nın kıdemli avukatı Adam Steinbaugh ise hükümetin e-postadan beş ay sonra harekete geçmesini, gerçek bir tehdit iddiasını zayıflatan bir durum olarak değerlendirdi. Steinbaugh’a göre bir kişi gerçekten bir kamu görevlisini tehdit ediyorsa, yetkililerin harekete geçmek için beş ay beklemesi mantıklı değil.
Benzer Bir Olay Daha Dosyada Yer Aldı
Dava dosyasında benzer bir başka olaydan da söz ediliyor. Aynı gün, 23 Haziran’da federal ajanlar Syracuse’da seçim görevlisi olarak çalışan Paigelynne Gonyea’ya da ulaştı. Ajanlar, Gonyea’nın ocak ayında Instagram’da bir ICE görevlisiyle ilgili paylaşım yaptığını ve bu paylaşımın kişisel bilgileri ifşa etme anlamına gelebileceğini belirtti.
Gonyea, ICE görevlisi Jonathan Ross’un adını, medya tarafından daha önce haberleştirildikten sonra paylaştığını ve onun hakkında iddianame düzenlenmesi çağrısı yaptığını söyledi. Gonyea, Ross’un adresini paylaştığı iddiasını reddetti.
İç Güvenlik Bakanlığı ise Gonyea’nın bir ICE görevlisinin adresini çevrim içi paylaşarak federal suç işlediğini ileri sürdü. Ancak NPR, bakanlığın bu iddiayı destekleyen kanıt taleplerine yanıt vermediğini aktardı.
Eleştiri ile Tehdit Arasındaki Sınır Tartışılıyor
Bu olaylar, ABD’de göçmenlik uygulamalarını eleştiren kişilere yönelik federal soruşturmaların sınırları konusunda yeni bir tartışma başlattı. Hukukçulara göre kamu görevlilerini eleştirmek, sert ifadeler kullanılsa bile çoğu durumda anayasal koruma altında. Ancak doğrudan tehdit, şiddete çağrı veya belirli bir kişiye zarar verme niyeti taşıyan ifadeler farklı şekilde değerlendirilebilir.
ABD’de yaşayan Türkler açısından bu haber, özellikle sosyal medya paylaşımları, kamu kurumlarına gönderilen e-postalar ve protesto hakkı bakımından önemli. Bir kamu görevlisini veya federal kurumu eleştirmek anayasal koruma kapsamında olabilir; ancak tehdit olarak yorumlanabilecek ifadeler, kişisel adres veya güvenlik riski yaratabilecek bilgiler konusunda dikkatli olunması gerekiyor.
Sonuç olarak Streever’ın açtığı dava, Trump yönetimi döneminde göçmenlik kolluk birimlerine yönelik eleştiriler ile federal güvenlik soruşturmaları arasındaki sınırın nerede çizileceğini test edecek önemli bir dosya haline geldi. Mahkemenin kararı, ifade özgürlüğü, kamu görevlilerini eleştirme hakkı ve federal kurumların bu tür eleştirilere nasıl yanıt verebileceği konusunda daha geniş sonuçlar doğurabilir.

