New York’ta Lejyoner Hastalığı Vakaları Artıyor
Amerika 365
13 Temmuz 2026 • 3 dk okuma

New York City sağlık yetkilileri, Manhattan’ın Upper East Side ve Central Park’ın doğu yakasında görülen Lejyoner hastalığı vakaları nedeniyle halka uyarıda bulundu. 23 vaka doğrulanırken, 17 kişi hastaneye kaldırıldı.
Manhattan’da Lejyoner Hastalığı Uyarısı
New York City’de sağlık yetkilileri, Manhattan’ın Upper East Side bölgesinde ve Central Park’ın doğu yakasında görülen Lejyoner hastalığı vakaları nedeniyle vatandaşlara dikkatli olma çağrısı yaptı. Yetkililer, haziran sonundan bu yana bu bölgelerde bulunan kişilerin hastalık belirtilerini takip etmesini istiyor.
New York City Sağlık Departmanı’na göre 6 Temmuz itibarıyla solunum yolu enfeksiyonuyla bağlantılı 23 vaka doğrulandı. Bu kişilerden 17’si hastaneye kaldırıldı. Şu ana kadar herhangi bir ölüm bildirilmedi.
Yetkililer, salgının olası kaynağı olarak kirlenmiş soğutma kulelerini araştırıyor. Sağlık birimleri, hastalığın kişiden kişiye yayılmadığını ve New York City’nin içme suyuyla bağlantılı olmadığını özellikle vurguluyor.
Lejyoner hastalığı, Legionella adlı bakterinin neden olduğu ciddi bir zatürre türü olarak biliniyor. Bakteri doğal olarak göller, nehirler ve diğer tatlı su kaynaklarında bulunabiliyor. Ancak uzun süre duran veya yeterince kontrol edilmeyen su sistemlerinde çoğalabiliyor.
Bu sistemler arasında duş başlıkları, musluklar, sıcak su küvetleri, süs havuzları, büyük binaların tesisat sistemleri ve soğutma kuleleri yer alabiliyor. İnsanlar Legionella içeren su damlacıklarını soluduklarında hastalığa yakalanabiliyor.
Hastalığın belirtileri genellikle bakteriye maruz kaldıktan 2 ila 14 gün sonra ortaya çıkıyor. Belirtiler çoğu zaman diğer zatürre türlerine benziyor. En sık görülen belirtiler arasında öksürük, ateş, nefes darlığı, göğüs ağrısı, kas ağrıları ve baş ağrısı bulunuyor.
Bazı hastalarda mide bulantısı, ishal ve kafa karışıklığı da görülebiliyor. Bu nedenle özellikle solunum belirtileriyle birlikte genel durum bozukluğu yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması öneriliyor.
New York City Sağlık Komiseri Dr. Alister Martin, Lejyoner hastalığının erken teşhis edildiğinde etkili şekilde tedavi edilebildiğini, ancak gecikme durumunda hayati risk oluşturabileceğini belirtti. Martin, özellikle 50 yaş ve üzerindekilerin, sigara kullananların ve kronik akciğer hastalığı bulunanların belirtilere karşı daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.
Lejyoner hastalığı tıbbi testler ve akciğer görüntülemeleriyle teşhis edilebiliyor. Tedavide genellikle antibiyotik kullanılıyor. Daha ağır vakalarda hastaneye yatış, solunum desteği ve damar yoluyla sıvı tedavisi gerekebiliyor.
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne göre Lejyoner hastalığına yakalanan kişilerin yaklaşık yüzde 10’u komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybedebiliyor. Hastalığın sağlık kuruluşlarında bulaşması durumunda ölüm riski daha da artabiliyor. Bu nedenle erken tanı ve hızlı tedavi büyük önem taşıyor.
Uzmanlara göre Legionella enfeksiyonunda kullanılan antibiyotikler arasında Levofloksasin ve Azitromisin gibi ilaçlar bulunuyor. Tedavi yöntemi hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve hastalığın şiddetine göre belirleniyor.
Lejyoner hastalığına karşı şu anda bir aşı bulunmuyor. En etkili korunma yolu, binalardaki su sistemlerinde Legionella bakterisinin çoğalmasını önlemek. CDC, bina sahipleri ve yöneticilerine su yönetim programları uygulamalarını öneriyor. Bu programlar özellikle büyük apartmanlar, oteller, hastaneler ve ticari binalar için önem taşıyor.
ABD’de yaşayan Türkler açısından bu haber özellikle New York’ta yaşayanlar veya son haftalarda Manhattan’ın Upper East Side bölgesinde bulunanlar için dikkat çekici. Central Park’ın doğu tarafı ya da çevresindeki bölgelerde bulunmuş kişiler, ateş, öksürük, nefes darlığı veya göğüs ağrısı gibi belirtileri hafife almamalı.
Sonuç olarak New York’taki Lejyoner hastalığı vakaları şu an sınırlı bir bölgede takip ediliyor ve şehir içme suyuyla bağlantılı görülmüyor. Ancak hastalık özellikle risk grubundaki kişilerde ağır seyredebildiği için belirtilerin erken fark edilmesi ve sağlık hizmetine hızlı erişim kritik önem taşıyor.

